GÜNCEL
Giriş Tarihi : 09-01-2021 22:57   Güncelleme : 09-01-2021 22:57

.....

Şair Zeynep Arkan ile Adapazarı’na ve edebiyata dair güzel bir sohbet gerçekleştirdik.

.....

Adapazarı sizler için ne ifade ediyor, bu şehrin kokusuyla büyüdünüz, kokular belki tarif edilemez fakat siz Adapazarı’na dair neler söylemek istersiniz?

İnsan doğduğu ve büyüdüğü yerin ruhunu kendi kişiliğinde barındırıyor. Adapazarı; hayatımdaki temel tecrübeleri kazandıran, beni Zeynep yapan özelliklerin büyük kısmının kaynağı. İlköğretimden üniversite eğitimime kadar hiç ayrılmadım Adapazarı’ndan. Bir göçmen şehri olan bu yerde bu zengin kimliklerin hepimize çok katkısı olduğunu fark ettim. Bazı şehirlerde müthiş bir gerilim vardır. Bazılarında herkesçe kabul edilen “sıcak, soğuk, ruhsuz, şenlikli…” gibi sıfatlar taşır şehirler. Adapazarı “bereket”tir benim gözümde. Gerilimsiz bir şehirdir. Yeşilin huzurlu zenginliği, Sapanca gölünün mütevazı maviliği… Ayrıca kültürel altyapısının sağlamlığı, zenginliği kendimi çok şanslı hissettiğim bir özelliktir Adapazarı için.

Çocukluk da bir Kayıp Zaman olduğundan, onun izine takılıp gitmek bana iyi hissettirir. Yıllar önce yine bana Adapazarı’nı sorduklarında şöyle ifade etmiştim:  Doğup büyüdüğü şehrin,  insana gizli bir kuvvet bahşettiğini de düşünüyorum.  İnsanı doğar doğmaz içine aldığı iklimi, tarihi, kültürü, medeniyeti, kavgası ve neşesiyle büyütüp kavi kılar bir şehir… Turgut Uyar’ın “bu gök bomboş/ha kavgada ha aşkta” mısraı vardır. Ben bunu Adapazarı için deforme edip “hem kavgada hem aşkta…” diyebilirim.

Adapazarı’na mesleğiniz olan öğretmenlik icabı biraz uzaksınız, tabi gel-git yapıyorsunuz, sizin Adapazarı’nızdan eksilen bir şeyler var mı? 

Çok kültürlü, çok kimlikli yapısıyla Adapazarı, sıcakkanlı ve cömerttir. Bunu Adapazarı’ndan ayrıldıktan sonra her gidişimde yine gözlemliyorum. Birçok milliyet ve kültürel farklılığın bir araya getirdiği insanlar kendine benzemeyene de yer açmayı bilirler. Aksini düşünenler olacaktır tabii, kendine benzemeyeni yok saymak isteyen, ötekileştirmek isteyen de olacaktır. Bu türden eylemlere kalkışanlar da olmuştur, olacaktır maalesef. Fakat içinde yaşadığım mahalle özellikle çocukluk ve ilk gençlik dönemimde her kökenden insanı kardeşçe içine alan bir yerdi. Kimin evinden sıcacık, taze yemek kokusu geliyorsa o eve girip sofralarına oturmak hiç de yadırganan bir tavır değildi. Zamanla taşınmalar, iş değiştirmeler vs gibi sebeplerle mahalledeki yüzler değişti, tavırlar değişti. Yeni nesiller de toplumsal değişim ve modernleşme adına bencilleştiği için belki; evdeki pişen yemeği de, sevinci de, derdi de komşusuyla paylaşanlar azaldı.

En güçlü hislerden olan ait olma, ait hissetme duygusuyla Adapazarı’na her baktığımda; o şehrin insanıyla, sokaklarıyla, evleriyle, hatta ağaçlarıyla bile tanış  olmanın, şehre ait her şey içinde kendine ait bir parça bulmanın güvenli hissini yaşarım. Adapazarı hem geçmişe dönük yönüyle sıcak, hem de geleceğe dönük endişe verici betonlaşma ve kalabalıklaşma hızıyla soğuk bir yapıda benim için. Yabancılaşma hissine yenik düşmekten korkarak şehrin değişimini her gelişimde hayretle izliyorum. Ekonomik yapıyı geliştirmek adına tarihten, estetikten, huzurdan ödün vermeyen her değişimi mutlulukla karşılıyorum.

Kocaeli’de öğretmenlik mesleğini icra etmeniz sebebiyle soruyoruz bu soruyu, Sakarya’yı Kocaeli’den ayıran en belirgin özellikler nelerdir?

Kocaeli’de yaşadığım ilk yıllarda nerede olduğumu karıştıracak kadar Sakarya’ya benzetiyordum. Birbirine çok benzeyen havası, suyu kadar maalesef kötü trafiği, yaşam biçimleri, çok göç almış olmalarının etkisiyle ortaya çıkan nüfus yoğunluğu… Kocaeli fiziksel şartlarıyla daha geniş ve Marmara denizine kıyısı olmasına rağmen sanayii sebebiyle çok daha kirli. Kocaeli koca bir fabrika, bacası yüzümüze doğru üflüyor. Aslında artık tüm dünya, atıklarını üstümüze fırlatan koca bir fabrika…

Şiire muazzam bir ilginiz var, biz de sizin şiirlerinizi çok seviyoruz. Bu bağlamda, Sakarya’yı hangi şiirle hissediyorsunuz? Kendinizin veya sevdiğiniz başka bir şairin şiiri olsa, Sakarya hangisi olurdu?

Çok teşekkür ederim. Sanırım o şiir, şehrin hızla yabancılaşmış insanına dair güçlü imgeleriyle İsmet Özel’in Üç Frenk Havası şiiri olurdu…

Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata

görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerime yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan beyaz bir aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekasıyla doymak isterdim
kaba solgun kağıtlar sunardı
şehrin insanı bana

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin

Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivicelerin

Adapazarı’nın entelektüel kişilikleri gitgide azaldı, sizin aklınıza Sakarya’da entelektüel birikim denince aklınıza kimler geliyor?

Necati Mert, Ercan Yılmaz, Yılmaz Daşçıoğlu geliyor ilk olarak. Özellikle edebiyat bağlamında söylüyorum tabii.

Birkaç kez Uluslararası Sapanca Şiir Festivali’nde yer aldınız. Bu festival son gerçekleştiğinde katılımcı sayısında ve etkinlik içeriğinde epey bir zayıflama söz konusu idi. 17-18 yıllık köklü bir festivalin yok olmasından endişe duyar mısınız? Sakarya’ya bir değer kattığına inanıyor musunuz bu festivalin?

Genellikle yerel misafir olarak da katıldığım her Sapanca Şiir Festivali, uluslararası kimliğini hak etmiş, son derece kaliteli, işinin ehli insanlar tarafından sorumluluğu alınmış, muhteşem bir ekiple günlerce sarf edilen gayretle gerçekleştirilen bir etkinlikti. Şehrim adına gurur verici bir gelenek olarak görüyorum. Bu düşüncemde bu etkinliğe katılan tüm şairlerin görüşleri de etkili olmuştur. Bir şehrin adını sanatla, edebiyatla duyurmak az bir iş değildir. Sadece yerel değil ulusal ve uluslararası isimleri birbiriyle tanıştırıp görüştürmek, halkın yüksek bir sanat olan şiirle irtibatını pekiştirmek adına çok güzel işler yapıldı. Ekipteki arkadaşların nezaketi, sabrı, zarafeti ve kültürel birikimi çok belirgindi. 

 “Halkın talebi ve beklentisi bu yönde…” şeklinde bahanelerle kültürel çalışmaları veya sosyal faaliyetlerini belirli bir çıtanın altında yürüten, sanat değeri olmayan üretimlere veya kişilere yatırım yapan belediyelerden farklı olarak yaptığı işin hakkını veren, şiiriyle-sanatıyla öne çıkan isimleri bir arada, Sapanca çatısı altında toplayan bu geleneğin yok olması şehrimiz adına büyük bir kayıp olur.

Biraz size dönelim, edebî yolculuğunuz ne durumda şuan, şiirle hemhâl olabiliyor musunuz? Üretebiliyor musunuz?

Şiir ve yazı çalışmalarım devam ediyor. Bazen kısa molalar olabiliyor. Fakat şiir yazmak, şiir adına eleştiriler, yazılar ve fikirler üretmek bana kendimi tam hissettirdiğinden yokluğunu çok hissettiğim üretimlerdir.

Teşekkür ederiz. Okuyucuya bir şiirinizle veda etmek ister misiniz? 

Ben teşekkür ederim. Epey isimli şiirimin son kısmını sizinle paylaşmak isterim:

Artık çok zor olacak
Çürüyerek ufalmış her şeyi yenilemek
Hiç olmadığını bilmek, var sayılan bir şeyin
Gönlümüzü alacakken bir bulut gibi kaçıp
Bir kıymet biçemeden parçalanan o dünya
Her gün kurduğu sofrayı paylaşmadan kaldıran
Merhamete inancı artık aşktan saymayan
O güruh, o karanlık, o kalplerin kamburu
Dost değiller, bizim dostlarımız henüz gelmediler
Onlar öfkemizi beğenmez, aptalca inat ederler
Tırnaksız kalışımız her kavgada istenir
Terimizi akıtsak tadına bayılırlar
Gülüşümüz büyülüyken bir ölüm dayatırlar
Bir rakam değiliz biz, santigrat tanımlamaz
Beklemek, bir dostluk, mevsimsiz bir yeşillik
Biz bu kirli dünyaya göğü için katlandık

Dövüşe dövüşe vardığımız yer kimin yitik cenneti?