GÜNCEL
Giriş Tarihi : 17-10-2020 19:58   Güncelleme : 17-10-2020 19:58

İngiliz Lusitania’nın katili Karasu’da deniz dibinde…

6 Mayıs akşamı saat 19.50’de Lusitania’nın kaptan kamarasında, yolcu gemisinin kaptanı Turner, İrlanda’nın güney kıyısı yakınlarında denizaltı faaliyeti olduğuna dair İngiliz Deniz Komutanlığından ilk mesajını almıştı. Kırk dakika sonra radyo ile verilen bir alarm mesajında; o civarda bulunan bütün gemilere burunlardan kaçınmalarını, bütün limanlardan tam yolla geçmelerini ve ortadan bir rota izleyerek tam hızla ilerlemelerini bildirmişti. Aynı alarm mesajı bütün gece boyunca yinelenip durdu. Bütün gemilerde güvenlik önlemleri kontrol edildi, cankurtaran sandalları dışarıya doğru sarkıtıldı ve bazı su almaz bölmeler kapatıldı. 7 Mayıs günü saat 13.40’da Kaptan Turner yoğun sis altında ilerlerken dürbünüyle kıyıda iyi tanıdığı bir noktayı görmüş ve sevinmişti: İrlanda’nın Kinsele Burnu’nu. Bu sırada SM U-20 denizaltısının periskopuyla ufku gözleyen Teğmen Walther Schweiger da Kaptan Turner gibi sevindi

İngiliz Lusitania’nın katili Karasu’da deniz dibinde…

İrfan NİŞANCIK

RMS Lusitania adını hiç duydunuz mu? Duymadınız mı? Belki yalnızca 18 dakika içinde okyanusun derinliğine gömülmesinden, belki Titanik’teki gibi tutkulu aşklar yaşanmamasından, belki Bismarck gibi savaş tarihinin sembollerinden sayılmamasından dolayı duymamışsınızdır. Oysa adı hepsinden az duyulan bu gemi tarihin akışını oldukça değiştirmiştir. Çünkü RMS Lusitania, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel hegomanyanın bayraktarlığını üzerinde güneş batmayan imparatorluk olan İngiltere’den devralacağının ilanı, ABD emperyalizmin küresel yayılışının ayak sesleridir. Evet, belki Lusitania’nın 1258 yolcusunun ve 701 mürettebatının bile, 1 Mayıs 1915 günü New York’tan Atlantik Okyanusu’na açıldıkları bu son yolculuklarında tarihin akışını değiştireceklerinden haberleri yoktu. 1. Dünya Savaşı’nın en buhranlı günlerinde hedefleri İngiltere’nin Liverpool limanı idi. Üstelik Almanya’nın denizaltı savaşı ile İngiltere’yi kuşatmaya çalıştığı, İngiltere’ye yardım götürdüğünden kuşkulandığı tüm gemileri batırdığı, deniz yolu ile İngiltere’ye ulaşmanın adeta intihardan farksız olduğu bir ortamda gayet cesurca bir yolculuktu bu.

Önemli yolcuları vardı; Mesela Aktris Jovilet gibi

İngiliz Cunard Lines şirketinin gururu olarak 7 Haziran 1907’de denize indirilen Lusitania 240 m. uzunluğu, 30 bin 396 ton ağırlığı, 552 birinci sınıf, 460 ikinci sınıf, 1,186 sınıf olmak üzere toplamda 2,198 yolcu kapasitesi ile aynı zamanda devasa bir gemiydi de.  Çağına göre son derece modern sayılabilecek olanaklara sahipti. Örneğin yanaştığı limanların şehir hattı telefonlarına anında bağlanabilmek gibi o zaman için ender rastlanabilecek özellikler gibi. RMS Lusitania 1 Mayıs 1915 tarihinde denize açıldığında, New York yolcu rıhtımı her zamankinden daha kalabalıktı. Gazeteciler, fotoğrafçılar, meraklılar rıhtımı doldurmuştu. Bu olağanüstü merakın nedeni, Almanya Büyükelçiliği’nin  22 Nisan tarihinde Amerikan gazetelerine verdiği ilandı. İlanda Avrupa’da sürmekte olan savaşa dikkat çekilmekte Almanya’nın İngiltere ve müttefikleriyle savaş halinde olduğu anımsatılarak özellikle İngiltere bandıralı gemilere binilmemesi istenmektedir: “Yolcular Dikkat -Avrupa savaş bölgesine girecek İngiliz ve Amerikan yolcu gemileri saldırıya uğrayabilir”. Gazeteciler “iki kere iki” düşüncesiyle Almanların ne demek istediklerini anlaşmışlardı Cunard Hatlarının en görkemli gemisi denizleri devriye gezen Alman denizaltılarının kurbanı olabilirdi. Önemli yolcular da gemiye binince arta kalan kuşkular kayboldu. Bu önemliler arasında milyarder Alfred Vanderbilt, tiyatro yapımcısı Charles Frohman, şarap tüccarı ve şampanya kralı George Kesseler, aktris Rita Jovilet ve ABD’nin tanınmış yayımcı ve yazarlarından biri olan Elbert Hubbard bulunmaktaydı.

Yolcular, cephane taşındığından habersiz!

Eğer yolcular ambarlarda, savaş malzemesi sayılabilecek bir yük olduğunu bilselerdi belki de biraz daha gerçekçi bir tavır takınırlardı. Lusitania’nın ambarlarında 4.200 kasa silah mermisi bulunmaktaydı. Bu, aslında tek bir çarpışmasında bile milyonlarca mermi sarf edilen bir savaşta önemli bir miktar sayılmazdı kuşkusuz. Üstelik Lusitania New York’tan yola çıktığı gün, sanki gözdağı vermek istercesine Amerikan bandıralı Gulflight tankeri Almanlar tarafından torpillenerek batırılmıştı. 6 Mayıs akşamı saat 19.50’de Lusitania’nın kaptan kamarasında, yolcu gemisinin kaptanı Turner, İrlanda’nın güney kıyısı yakınlarında denizaltı faaliyeti olduğuna dair İngiliz Deniz Komutanlığından ilk mesajını almıştı. Bütün gemilerde güvenlik önlemleri kontrol edildi, cankurtaran sandalları dışarıya doğru sarkıtıldı ve bazı su almaz bölmeler kapatıldı. 7 Mayıs günü öğle saati yeni geçmişti. İrlanda sahili görünüyordu. Çevrede bir tek devriye gemisi olmadığı gibi görünürde de hiç bir gemi yoktu. Bu boşluktan kuşkulanmıştı Lusitania’nın kaptanı Thomas Turner. Eğer bilseydi ki, son hafta içerisinde şimdi bulunduğu bölgede 23 ticaret gemisi torpillenerek batırılmıştı, kuşkusuz korkusu daha da artardı. Saat 13.40’da Kaptan Turner yoğun sis altında ilerlerken dürbünüyle kıyıda iyi tanıdığı bir noktayı görmüş ve sevinmişti: İrlanda’nın Kinsele Burnu’nu. Bu sırada SM  U-20 denizaltısının periskopuyla ufku gözleyen Teğmen Walther Schweiger  da Kaptan Turner gibi sevindi. Çünkü o da Lusitania’yı görmüştü! İsterseniz bu noktada yabancı olmadığımız bir konu hakkında kısa bir bilgi verelim. “U-20 Denizaltısı” şimdilerde Karasu ilçesi açıklarında tarihinin yorgunluklarını batık bir şekilde denizin dibinde geçirmekte. O bir katil, diyebiliriz. Nasıl ki onlarca geminin batırılışına neden oldu ise İngiliz Lusitania’nın da torpili ile batırılışını gerçekleştirmiştir.

Katil U-20 Karasu açıklarında Kendi kendine batık durumda…

İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında söz konusu denizaltılar, Naziler tarafından Kuzey Denizi’nde İngiliz gemilerine karşı kullanılıyordu. Almanya’nın ilk deniz zaferi, savaşın daha ilk günü Shetland Adaları açığında bir İngiliz gemisini batıran U-23 ile gelmişti. Bu denizaltı, Nazilerin en ünlü deniz subaylarından Otto Kretschmer’in komutasındaydı. Almanya, 1941 yılında Rusya işgaline başlayınca, Hitler de Karadeniz’deki Sovyet gemilerini hedef almaya karar verdi. Türkiye savaşta tarafsız olduğu için Nazi denizaltılarının Boğaz’ı kullanması söz konusu değildi. Bunun üzerine denizaltılar, Almanya’nın kuzeyindeki liman şehri Kiel’de parçalara ayrıldı. Kanal yoluyla Elbe Nehri’ne indirilen denizaltılar, bu nehrin kaynağı olan güneydeki Dresden’e getirildi. Burada parçalar halinde kamyonlara yüklenip karayoluyla Ingolstadt şehrine götürülüp Tuna Nehri’ne indirildi ve Romanya’nın Köstence şehrine ulaştırıldı. Almanya’nın Rusya’yı vurmak amacıyla kimi zaman nehirlerden geçirerek kimi zaman parçalara ayırarak trenlerle ve kamyonlarla Karadeniz’e gönderdiği 6 denizaltıda bulunmaktadır. 3 bin 300 km yol kat ederek Köstence Limanı’nda üslenen 6 denizaltı, 27 Ekim 1942’den 25 Ağustos 1944’e kadar onlarca Rus gemisi batırmıştı. Buna karşılık U9, U18 ve U24 Rus donanması tarafından batırıldı.

2. Dünya Savaşı'nda Karadeniz'de kendini batıran Alman denizaltıları -  Özhan Öztürk Makaleleri

Hitler satmanın, İnönü reddin kararlılığında…

Köstence Limanı’nı Rusların bombalanmasıyla gidecek yerleri kalmayan U 20, U 23 ve U 19’u Adolf Hitler Türkiye’ye satmayı teklif etmişti. Savaş ilan etme sebebi sayılacak teklifi İsmet İnönü ret etti. Romanya, 1944 Ağustosu’nda taraf değiştirip Almanya’ya savaş ilan edince, gemiler Karadeniz’de tam olarak mahsur kaldı. Almanlar, bunların açık denizde batırılması emrini verdi. Bu gemilerden biri olan U20 gemisi Sakarya’nın Karasu ilçesi açıklarında mürettebat tarafından batırıldı. U20 adlı denizaltının batığı, sahilden 2,5 kilometre açıkta kule derinliği 18 metre ve dip derinliği 23 metrede bulunuyor. U20, II. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in emriyle Tuna’dan Karadeniz’e indirilen denizaltılardandı ve yine Hitler’in emriyle batırıldı.

Katil U-20yi Karasu’da görmeye Alman Asker Gerd Enders ve Şahika Ercümen’de gelmişti

Dünya kamuoyu denizaltının yerini 2008’de Sunday Telegraph gazetesinin haberiyle duydu. Karasu’da denizin 23 metre altındaki denizaltı 1944’ten beri (74 yıldır) Karadeniz’de. Sakarya Nehri’nin denize döküldüğü yerin açıklarında 35 derecelik açıyla iskeleye (sol tarafına) yatık duran 42,7 metre boyunda, 4,1 metre eninde olan 270 tonluk denizaltının torpido kapakları ve periskopu da açık durumunda. Karadeniz’in Karasu Sahili açıklarında deniz dibinde kendi başına hatıraları ile 74 yıldır yatan “Katil U-20”yi görmeye gelenler arasında Ünlü Dünya Serbest Dalış Rekortmeni Şahika Ercümen’de Karasuýa gelmişti ve ona dalmıştı. Sonraki zamanlarda Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü Kuzey ve Orta Avrupa Dairesi Başkanlığı ile Karasu Belediyesinin daveti üzerine Türkiye'ye gelen Alman denizci Gerd Enders (87), ziyareti kapsamında yapacakları deniz gezintisini gerçekleştiremedi. Sabah saatlerinde beraberindeki Alman gazeteciler ve doktoru ile Karasu'ya gelen Enders, havanın kapalı olması nedeniyle ilçedeki bir otelde ağırlandı. Enders'in beraberindekiler de dalış yapamadı. Enders, “Bizler denizaltıdan küçük gruplar halinde çıkış yapmıştık. O gün için düşündüğümüz tek şey karaya çıkmak ve Türkiye'den ayrılmaktı. Dünden bu yana İstanbul'dan buraya yaptığım yolculuk sırasında anladım ki bunu gerçekleştirmek gerçekten mümkün değilmiş” diye konuştu.

Today in Media History: 100 years ago the press reported on the sinking of  the Lusitania - Poynter

U-20’nin Karasu açığında batırılma Öyküsünü bilmeyenlere… Anlatalım

Denizaltıların getirdiği avantajların farkında olan Hitler, Barbarossa Planı’na göre Karadeniz’deki Sovyet gemilerini hedef almaya karar vermişti. Türkiye, 2. Dünya Savaşı’na katılan ülkelerden biri değildi, tarafsızlığını ilan etmişti. Ayrıca Montrö Anlaşması gereği boğazlardan geçiş Türkiye’nin kontrolündeydi. Bu durumda Almanya’nın boğazları kullanarak donanma güçlerini Karadeniz’e sokma imkânı yoktu. Bunun üzerine Hitler bir başka seçeneği uygulamaya koydu. Türk hükümetine Saldıray, Atılay ve Batıray isimli denizaltılarını satın almayı teklif etti. Ancak Türk hükümeti bu teklifi reddetti. Hitler Barbarossa Planı için diplomatik görüşmelerini yaparken, bir yandan da bu plan için özellikle 30. denizaltı filotillasını kurmuştu. Denizaltılardan U-9, U-18, U-19, U-20, U-23 ve U-24’ü bu göreve atanmışlardı. Karadeniz’e ulaştırılması amaçlanan denizaltılar, ilk olarak Almanya’nın kuzeyindeki liman şehri Kiel’de parçalara ayrılarak, Kaiser-Wilhelm kanalı yoluyla Elbe Nehri’ne indirildi. Buradan Dresden’e getirilen, kamyonlara parçalar halinde yüklenen denizaltılar otoyol kullanılarak Ingolstadt’a, daha sonra da Tuna Nehri vasıtasıyla Romanya’nın Köstence Limanı’na getirildi. Yeniden monte edilen denizaltılar, 27 Ekim 1942’de yerlerinde üslendi. Denizaltılar, 25 Ağustos 1944’e kadar iki yıl boyunca Sovyet donanmasına karşı 56 operasyon gerçekleştirdi. Romanya, 25 Ağustos 1944’te taraf değiştirince, Köstence Limanı’ndaki Alman üssünde bulunan 6 denizaltıdan U-9, U-18 ve U-24 Romenler ve Ruslar tarafından batırıldı. Köstence’den ayrılmak zorunda kalan 3 denizaltının ise sığınacakları bir liman kalmamıştı. Denizaltılardan 3’ünü Türk hükümetine satmak isteyen Hitler’e, İsmet İnönü Montrö Anlaşması’nı ihlal etmek istemedikleri için olumsuz yanıt vermişti. Bunun üzerine Alman hükümeti mürettebatına, Türk kıyılarına gitmelerini, orada denizaltıları batırıp, kendilerinin karaya çıkmalarını emretti. Emir üzerine üç denizaltının komutanları bir araya gelerek, 10 Eylül gecesi U-23’ün Ağva, U-20’nin Karasu ve U-19’un Karadeniz Ereğli açıklarında batırma kararını aldılar. Mürettebatı ölmeden denizaltıyı terk ettiği için Karasu açıklarında ve diğer noktalarda bulunan denizaltılar kesinlikle savaş mezarı sayılmıyor bu sebeple batığa serbestçe dalış yapılabiliyor.

rms lusitania – TIMEZERO Blog

124’ü ABD’li 1198 kişi soğuk sularda öldü

U-20’den İlk torpil saat 14.09’da fırlatıldı. Lusitania’nın sancak tarafındaki nöbetçisi gelen torpili ilk gören oldu. Kaptan Turner nöbetçinin ihtarını duydu ve bir an suyun üstünde gelen bir cismin arkasında bıraktığı köpüğü gördü. İlk torpidonun ardından kaçma manevrası yapmak isteyen Lusitania kaptanı Thomas Turner farkında olmadan gemiyi torpidolar için çok daha kolay bir hedef haline getirdi ve Alman denizaltısından atılan ikinci torpidonun isabetiyle Lusitania  batmaya başladı. Saat 14.10’da Schweiger seyir defterine şunları yazıyordu: “… torpil gemiye hemen kaptan kamarasının gerisinde sancak tarafından isabet etti. Çok büyük bir patlama oldu. Bunun peşinden patlamadan ileri gelen bir bulut yükseldi”. Yolcular farkında değildi ama batmakta olan dev gemiden inmek için gerçekten acele etmeliydiler. Kıyı 10 mil ötedeydi. Dev gemi pruvadan denize gömülürken ve gemide kalan yolcular ve mürettebat güverteye tırmanmaya çalışırken bir kaç saniye önce hala suların içinde olan pervaneler ve dümen su yüzüne çıkmıştı. Kısa bir süre batmakta olan gemi böylece kaldı, artık pruva kısmı 90 metre derinlikteki çamurlara saplanmak üzereydi. Sonra yavaşça kıç tarafı da sulara gömüldü. Her şey inanılmaz bir hızla gelişmişti. Devasa transatlantik yalnızca 18 dakika içinde okyanusa gömülmüş, büyük kargaşa içindeki yolcular filikalara binmeye bile fırsat bulamamıştı.  Queenstown gemisi yaklaşık 4 saat sonra olay yerine ulaştığında ancak 761 kazazedeyi kurtarabildi. 124’ü ABD yurttaşı olmak üzere 1198 kişi soğuk sularda yaşamını yitirmişti.

Basından dramatize batırılış hikâyeleri

Ölenlerden 124 kişinin ABD yurttaşı olması ABD’de büyük bir şok etkisi yaratır. O güne kadar Almanya aleyhtarı fazla yayına rastlanmayan Amerikan basını İngiliz basınıyla birlikte bir anda Almanların aslında ne kadar acımasız ve cani olduklarını keşfeder! “İnsanlık sınırı dışına çıkmış olan Almanların bu iğrenç barbarlığına göz yuman kişileri” çok sert bir dille eleştiren İngiliz Times gazetesi başyazısında şöyle yazıyordu: “Dünyaya ancak bir şekilde barış geri dönebilir; vahşi tehdidi ortadan kaldırmakla! Bütün Almanya boyunca ortadan kaldırılmalıdır bu vahşet tohumları. Eğer Berlin’in sırtı yere getirilmezse bütün akıtılan kanlar boşa gitmiştir.” Lusitania batırıldığı zaman bu gemide tayfa olan Leislie Morton, 2, 3 ve 4 nolu bacaların arasına iki ayrı torpilin çarptığını gördüğünü açıklamıştır. Fakat bundan başka bütün deliller U-20 denizaltısı seyir defterindeki yazılar dâhil Lusitania’nın bir torpilin çarpması ve sonradan ambarlarında bulunan savaş yükünün patlamasıyla batmış olduğunu göstermektedir. Ve bu iki patlamadan dolayıdır ki, Lusitania yalnızca 18 dakika içerisinde sulara gömülmüştür. Bugün birçok tarihçi, Lusitania’nın batışının ABD’yi 1. Dünya Savaşı’na sokmak için düzenlenmiş bir komplo olduğunu, Lusitania’nın kasıtlı olarak Alman denizaltılarının yoğun olarak bulunduğu bir rotayı izlediğini düşünüyor. Evet, Lusitania ABD’yi doğrudan Birinci Dünya Savaşı’na sokmayı başaramadı. Lusitania’nın enkazı bugün Güney İrlanda’nın 18 km açığında Old Head of Kinsele fenerinin yakınında yaklaşık 90 metre derinlikte yatmaktadır. Enkazı, 1935 yılında kurtarma gemisi Ophir bulmuş ve Jim Gerret adındaki bir dalgıç, batışından sonra Lusitania’ya ulaşan ilk insan olmuştur. Lusitania’nın batışı bir komplo muydu yoksa bir facia mıydı tartışmaları belki de hiçbir zaman tam olarak aydınlanmayacak ve insanların kafasını kurcalamaya devam edecek. Fakat tarih boyu ABD komploları düşünüldüğünde (ABD’nin Vietnam Savaşı’na girmek için düzenlediği Tonken Körfezi komplosu gibi) pek de uzak bir olasılık gibi görünmemektedir.