YEREL
Giriş Tarihi : 13-10-2020 12:50   Güncelleme : 13-10-2020 13:10

“Kırmızı Kar” yağmıştır!

1815 yılının Nisan ayında Endonezya’nın Tambora yanardağı tarihte bilinen en büyük patlamalardan birini yaşadı. Patlamanın yarattığı gümbürtü 2 bin 600 kilometre mesafeden duyulurken, gökyüzüne savrulan küller bin 300 kilometrelik bir yol kat etti. 2 gün boyunca, yanardağa 600 kilometre mesafedeki her yer karanlıktı. Patlama sonrası Endonezya’nın tüm adaları 4 metre yükseklikteki tsunamilerle vuruldu. Adada en az 71 bin kişinin ölümüne neden olan patlama, tüm bitki örtüsünü yok etti. Korkunç patlamanın, tarımdan hayvancılığa bölgeye yaptığı kıyametvari etkiyi tahmin edebilmek mümkün. Ancak bu etkiler zamanın sömürge yönetimince 'Hollanda Doğu Hint Adaları' denilen ülkeyle sınırlı kalmadı. Tambora, Endonezya'da, Sumbawa'nın kuzey kıyısında bulunan volkanik dağdır. Dağın 3.900 m olan yüksekliği patlama sonrasında 2.851 m'ye düşmüştür

“Kırmızı Kar” yağmıştır!

İrfan Özdilek NİŞANCIK

Bana hep şöyle soru soranlar olmuştur. “Ya tamam da yerel tarihte çok iyisin, peki genel tarihin nasıl?” ya da “Genel tarihten edindiğin bilgiler yok mu, bunları paylaşmayı neden bugüne kadar hiç düşünmedin?”. Hiç olmadı, “Azıcıkta genel tarih yazsan ne olur?” . Aslında doğru genel tarihte yazmak gerek arada bir. Yazsak kıyamette kopmaz ya. Yazmak gerekir; genel tarihin ilginç yanlarını. Fenada olmaz. Ben genel tarihte genellikle Avrupa, Amerika ve Asya Tarihi ile ilgiliyimdir; Afrika Tarihi 1987’ye kadar pek ilgimi çekmemiştir, sonraları ilgimi çeken yanları Osmanlı’nın Afrika Faaliyetleri dışına çıkmamıştır.

Avrupa’nın aç gözlü istilacı zenginleri

Amerika, şunun şurasında 250 yıllık bir devlet; hem de birleşik bir devlet. Avrupa’nın zengin işgalci, sömürgeci ve maceracıları Macellan’ın, Vasco de Gama’nın ve Kolomb’un gemilerinde yolcu ve tayfa olarak gelmişler batıdaki dünya topraklarına, Kızılderililere soykırım uygulayarak topraklarına konmuşlar ya da yerlilerden satın almışlar; kendilerine. Kurdukları şehirlere de sanki büyük marifetmiş gibi de “New Jersey, New York, New Orleans, New Hampshire, Newark, New Mexico ve Nevada” tarzında isimler koyarak, güya yenidünyalara sahip olmuşlar.   Belki bilmediğimiz daha birçok “New” önadı ile başlayan şehirleri, kentleri, köyleri ve hatta mahalleleri ve semtleri var amma bu onların yeni olduğunun anlamını hiçbir zaman vermemiştir, bana. Onlar benim için hep “Avrupa’nın aç gözlü istilacı zenginleri” olarak tanıtmışlardır, kendilerini. Bunu Cumartesi günleri gece saat 22.00’de yayınlanan “Great American Railway Journey” isimli programı izlerseniz daha iyi görür ve tanık olursunuz.

Thatcherist Michael Portillo ABD’de

Programda Michael Portillo 1879 yılında yazılmış tarihi bir rehberin izinde 
Amerika Birleşik Devletleri’ni trenle eyalet-eyalet dolaşan biri. Appleton'un 
Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'ya Yönelik Genel Rehberini referans 
olarak kullanarak Michael Portillo, New York ve Boston'dan Doğu Kıyısı'na, 
Atlanta ve New Orleans'ın Derin Güneyine, ardından Chicago'ya trenle epik 
bir gezi gerçekleştiriyor, Colorado, New Mexico ve nihai olarak San Francisco'da 
varış yapıyor. Portillo'nun Kuzey Amerika'da yaptığı her yolculuğu kapsayan 
resimli kravat, bu inanılmaz kıtada yolculuk ederken yaşanan renk, güzellik, 
tarih ve canlandırmayı yakalar. Appleton'un Genel Rehberinden orijinallerin 
yanı sıra yeni haritalarla dolu olan bu kitap, göçmen kitleler tarafından yeni 
bir ulus inşa edildiği için 1800'lü yıllarda kıta boyunca demiryolu güzergâhlarının 
inşasını araştırıyor. Gerçekten de, bu muazzam yenidünyada kendilerini 
yerleştirecek halkların zengin goblenlerini sergileyen toplumsal tarihi açığa 
çıkartan renkli ve heyecan verici bir girişim.

Kendisi Eski İngiliz siyasetçi ve bakan. 1953 yılında İspanyol İç Savaşı’ndan kaçan sosyalist bir siyasetçinin oğlu. Daha sonraları siyasete atılıyor ancak ideolojisi babasının tam tersi durumda, yani “muhafazakâr”. Muhafazakâr Parti’ye 1976 yılında katılan Portillo, 1979’da dönemin hükümetine danışman oluyor; 1983 yılında milletvekili adayı olsa da seçimi kazanamıyor. 1984 yılında Muhafazakâr Milletvekili Sir Antony Berry’in İrlanda Kurtuluş Ordusu “İRA” tarafından bombalı bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmesi sonucu yapılan ara seçimlerde sıkı bir “Thatcherist” olarak parlamentoya giriyor. 1990-1992 arasında Yerel Yönetimler, 1992-1994 arasında Hazine Sekreteri ve 1994-1995 arasında da Çalışma Bakanı olarak kabinelerde görev alıyor. 1995 yılı sonunda yapılan bir kabine değişikliğinde de “Savunma Bakanı” olduktan sonra 1997 seçimlerinde aday olmasına rağmen seçilemeyince siyasi kariyeri sona eriyor.  Sanırım hakkında verdiğimiz bilgi hakkında sizleri yeteri kadar aydınlatıcı oldu.

Tarihte Yaşanmış En Tuhaf 5 Doğal Felaket » Teknotacı

Kötümserin Tarih Rehberi

Programda “Yeni Dünya”nın bugünlere gelirken aştığı yolları keşfeden Portillo bu belgeselde New York’tan başlayıp Amerika Birleşik Devletleri’nin derinliklerine kadar uzanıyor. Program 4.Sezon 1. Bölümü’nde İstanbul’a da gelmişti. Ancak o günlerde İstanbul’a gitme şansın her nedense olmamıştı. Programı seyretmenizi tavsiye ederim. Aslında Michael Portillo’nun programda rehber olarak kullandığı kitabı edinmek ve kütüphaneme koymak isterim. Kitabın adı “Appleton’s Handsbook to The United States and Canada”. Bir gezi kitabı; hem de tam donanımlı ve haritalı.  Onu kütüphanemin en can alıcı bölümünde saklamak ve yer vermek isterim. Evliya Çelebi Seyahatnamesi, İbni Batuta Seyahatnamesi, Eski Dünya Seyahatnamesi’nin yanına çok yakışacaktır. Yakın dostlarım ve bilenler iyi bilir ki kütüphanemdeki bütün kitaplar çok özeldir ve bendeki yerleri de çok farklı konumlardadır. Kitapların hemen tamamı tarih ile alakalıdır. Hobim olduğundan olsa gerek derim ancak bu durum hobim olması öncesinden de böyledir. Hani-yani. Tarih önceleri benim için okuduğum tarzdı, sonraları meraksa, ardından da hobiye dönüştü. Zamanla da “mesleğim” haline gelecek duruma geldi. Bu durum inanın böyledir. Severim tarihle ilgilenmeyi… Yazar olmaktan çok tarihle ilgilenmek hoşuma gitmektedir. Geçenlerde Serdivan 32 Evlerde bulunan evdeki kütüphanemde bir kitap buldum; adı “Kötümserin Tarih Rehberi”. Yazarları Stuart Flexner ve Doris Flexner. Aykırı Tarih Yayınları’ndan 2005 yılında yayınlanmış bir kitap. Aldığımda okuduğum kitaplardan.

Gizemli Bir Takvimin Yanlışlıkla Haberini Verdiği ve Tüm Dünyayı Etkileyen  Acayip Yazsız Yıl: 1816 - Ekşi Şeyler

1816 Yazsız Geçen Yıltam bir kıyamet

Bir hayli iyi ve her kütüphanede bulunması gereken kitaplardan biri bana göre. Aldım Karasu’daki eve getirdim, oradan da ofisime. Şu günlerde 156 ncı sayfasındayım; okuduğum bölüm 1888 Doğu Yakası Kar Fırtınası. Evveli 1887 yılından birkaç olay. Mesela Paris Opera Yangını, Chatsworth Demiryolu Faciası, Exeter Tiyatro Yangını ve Çin Sel Baskınları… Ve hatta 1885 Hartum Savaşı ve Riviera Depremi. Sonrasını da yazalım da daha mükemmel olsun. 1888 Delhi Moradabad Dolu Felaketi, 1889 Johnstown Sel Baskını, 1892 Oil City Yangını ve 1894 Hinckley Orman Yangını… Daha birçok kötü olay ve kötümserin tarihine ilişkin olaylar, felaketler. 112 ve 113. sayfasında da bugünkü yazımızın konusu “1816 Yazsız Geçen Yıl”…Evet, bugünkü yazımızın konusu “1816 Yazsız Geçen Yıl”. Aslında kimilerine göre sıradan bir olay gibi gelen bir durum gibi gözüken bu felaketi önemli kılan birkaç olayı içinde barındırması.

Yanlış Basılmış Bir Takvim ile Olacakları Önceden Haberdar Eden İnanılmaz  Doğa Olayı: 1816 Yazsız Yıl - onedio.com

Tambora Yanardağı Patlaması gelir, çatar

1815 yılının Nisan ayında Endonezya’nın Tambora Yanardağı tarihte bilinen en büyük patlamalardan birini yaşadı. Patlamanın yarattığı gümbürtü 2 bin 600 kilometre mesafeden duyulurken, gökyüzüne savrulan küller bin 300 kilometrelik bir yol kat etti. 2 gün boyunca, yanardağa 600 kilometre mesafedeki her yer karanlıktı. Patlama sonrası Endonezya’nın tüm adaları  4 metre yükseklikteki tsunamilerle vuruldu. Adada en az 71 bin kişinin ölümüne neden olan patlama, tüm bitki örtüsünü yok etti. Korkunç patlamanın, tarımdan hayvancılığa bölgeye yaptığı kıyametvari etkiyi tahmin edebilmek mümkün.  Ancak bu etkiler zamanın sömürge yönetimince 'Hollanda Doğu Hint Adaları' denilen ülkeyle sınırlı kalmadı. Tambora, Endonezya'da, Sumbawa'nın kuzey kıyısında bulunan volkanik dağdır.  Dağın 3 bin 900 m olan yüksekliği patlama sonrasında 2 bin 851 m'ye düşmüştür

Tambora 1815: Tarihin en büyük patlaması ve “Yaz Yaşanmayan Yıl” | Düşünbil  Portal - Düşünmek Özgürlüktür!

Yaz mevsiminde kar yağıyordu Amerika’da

Bir yıl sonra kuzeydeki Kore, Çin ve Japonya’dan Yakındoğu Asya’ya, Avrupa’ya ve Kuzey Amerika’ya dünyanın o dönemki nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan coğrafyalar, hava sıcaklıklarının aniden düştüğü, güneşin kendisine hasret bıraktığı, ekinlerin berbat olduğu, hastalıklar, açlık, kıtlık ve kitlesel göçlerin egemen olduğu bir sene yaşadı. 1816, yani bundan tam 200 yıl öncesi kayıtlara “Yaz mevsimi olmayan yıl” olarak geçti. Orta Çağ'dan bu yana kaydedilen en soğuk havalar, bir anda bastıran sağanak yağışlar, o ana kadar hiç duyulmamış şiddetteki gök gürültüleri ve yukarıda bahsettiğimiz felaketler, bir neslin fiziksel ve zihinsel sağlığını altüst etti. Yazılı tarih kaynaklarında yazdığına ve yukarıda adından bahsettiğimiz kitapta yazanlara göre 6 Haziran 1816 sabahı ABD’nin kuzeydoğusuna kar düşmeye başladı. Karın derinliği bazı yerlerde 50 cm. ulaşıyor, beş cm genişliğinde kar taneleri düşüyordu. Beş gün süren kar fırtınası ve öldürücü soğuk, ürünleri yok ederek çiftçilerin kar altında kalan tarlalarını sürüp tekrardan ekim yapamamasına neden oldu. Ancak kar ve dondurucu soğuk Temmuz ardından Ağustos ve Eylül’de bir kez daha bölgeyi vurdu. Yaz mevsiminde kar yağıyordu Amerika’da. 7 Haziran 1816 günü, Amerika’nın kuzey doğusunda ve Kanada’nın güneyinde kar yağışı başladı! Maine, Massachusetts, New York ve Pennsylvania, temmuz ayını bile buzlanma ve kar yağışıyla geçirdi. Bu yalnızca Amerika için değil, dünyanın birçok kesimi için de geçerli olan bir hava durumuydu. 

Tarihin sayfalarına “kırmızı kar” yağmıştır, anlayacağınız

Müzik tarihçileri, Ludwig von Beethoven’in 1816’da yazdığı “An die ferne Geliebte“şarkısını keşfetmesini, sonrasında Franz Schubert’in birkaç şarkısının “Yaz mevsimi olmayan yıl” ve onun psikolojik etkilerine bağlıyor. Elbette eserlerin içeriğine bakınca bu tespitler, özellikle de Schubert’e daha gerçekçi duruyor. Uzmanlar, onun mevsimsel depresyonun etkisinde olduğundan emin.  Aynı yıl İsviçre’de, Lord Byron, “Mevsimsiz, bitkisiz, ağaçsız, insansız, yaşamsız” sıfatlarıyla, ‘Karanlık’ şiirinde dünyanın sonunu kaleme aldı. Cenevre Gölü'nün kenarındaki bir evde birlikte vakit geçirdiği Percy Shelley ise sonradan eşi olacak Mary Goodwin'in de yardımlarıyla Frankenstein’i yarattı. İsviçre, 'Yaz mevsimi olmayan yıl'dan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyordu. Byron ve Shelley'in bu dönem artan karamsarlığı ve entelektüel üretimi depresif havanın yoğunluğunu artırdığı dostluklarının da bir sonucuydu. İki sanatçı da birbirlerinin entelektüel seviyesinden etkilenmişti. O dönemde günlük tutan birinin “gelmiş geçmiş en iç karartıcı ve sıra dışı hava” olarak nitelendirdiği o günlerde kırmızı, mavi ve kahverengi kar tanelerinin düştüğü ve gökyüzünün tozumsu bir pusla kaplandığı o anları kimseler anlamıyordu. Ne kadar ilginç değil mi? “Kırmızı kar”, “Mavi Kar” ve “Kahverengi Kar” yağmış olması. Siz hala o espriyi şaka yollu kullanın amma tarihin sayfalarına “kırmızı kar” yağmıştır, anlayacağınız.

İsviçre’de insanlar yemek için Sokak kedilerini avlıyordu

Kesin olan tek şey ürünlerin mahvolduğu, açlık ver kıtlığın insanları beklediği idi. Kış geldiğinde diye başlıyor “Kötümserin Tarih Rehberi” isimli kitabın 113. sayfasındaki o bölüm. “…kış geldiğinde insanlar yaban soğanı bulmak için toprağı eşeliyor, hayatta kalabilmek için güvercin ve köstebek yiyordu. Bu sırada Avrupa’yı da sarsan soğuk hava, ürünlerin bozulmasına neden olmuştu. Fransa’nın Loire Vadisi’nde, buğdayın aşırı pahallılığından yakınan öfkeli çeteler pazara giden buğday arabalarına saldırıyorlardı. İngiltere Doğu Aglia’da sopalar, kargılar ve pankartlar üstünde “Ekmek ya da Ölüm” yazılı olarak taşınıyordu. İnsanlar kasaba-kasaba dolaşıp her tarafı yağmalıyordu. Dundee, İskoçya’da bir buğday tüccarının evi öfkeli bir kalabalık tarafından yağmalanıp yakıldı. 1817’nin ilkbaharına gelindiğinde İsviçre’de insanlar yemek için sokak kedilerini avlamaya başlamışlardı. Kıtlığın neden olduğu tifo salgını yüzünden yaklaşık elli bin kişi hayatını kaybetti…”

Heyhat, ne onların ne de dünya üzerindeki başka birinin tüm bu yaşananlara getirebildiği bir açıklama yoktu. Kimse, mevsimsel altüst oluşun bir yıl önce Endonezya'da patlayan bir yanardağ sebebiyle olduğunu bilmiyordu. Bilimin açıklamaları yetersiz kalınca eski kıyamet senaryoları geri döndü. Lord Byron'un şiirinde olduğu gibi “Dünyanın sonu gelmişti!”Nihayet işlenen bunca günahın hesabı soruluyordu."Yaz mevsimi olmayan yıl"ı yaratan yanardağ patlamasının etkileri birkaç yıl sürdü. Kıyamet meraklısı dinsel hareketler yeniden güçlenmeye vakit bulamadan güneş parlayan yüzünü daha sık göstermeye başlamıştı. Artık dünyayı sarıp sarmalayan yeni üretici güçlerin yarattığı gerçek altüst oluşların esrarını ortaya çıkarma zamanıydı. 1960'larda bilim insanları Tambora yanardağı patlamasının şiddetinin farkına varana kadar "Yaz mevsimi olmayan yıl" bilinmezliğini korudu.