YEREL
Giriş Tarihi : 13-10-2020 13:12   Güncelleme : 13-10-2020 13:33

Öykücü “Sait Faik’in Öyküleri Meyve Bahçesi”

Hikâyelerinde kızılcık, çingene bacak elmaları, armutlar, ceviz ve erik ağaçları, mandalina, kiraz, kavun ve karpuzdan bahseder, Büyük Usta. “Hikâye Peşinde” isimli öyküsünde “…gözümün önüne Çark Suyu, Erenler Tepesi, Beşköprü’deki Hacıbey Köşkü,Amcamın balkonundaki çingene bacak elmaları kabaran ev geldi” diye yazar. “Orman ve Ev”de “iki dönümlük yemiş bahçesi”nden; “Düğün Gecesi”nde de “… hevenk-hevenk üzümler, elmalar, armutlar, ayvalar sarkıyordu” ifadesini kullanır.

Öykücü “Sait Faik’in Öyküleri Meyve Bahçesi”

 

İrfan Özdilek NİŞANCIK

Hikâyelerinde kızılcık, çingene bacak elmaları, armutlar, ceviz ve erik ağaçları, mandalina, kiraz, kavun ve karpuzdan bahseder, Adalı Sait Faik Usta. Öykülerinin hemen hepsinde meyveler vardır. Üzümler, kızılcıklar, şeftaliler, erikler, armutlar, cevizler, fındıklar, elmalar, karpuzlar ve kavunlardan illa ki; biri, ikisi, üçü-beşi vardır. Mecazlarını, portrelerini, tasvirlerini ve acılarını meyveleri kullanarak anlatmaya çalışır; Büyük Usta.

Arap Kızı Elma Fidanı Aşılı, Elma Fidan Çeşitleri

Nurten YURT bakın Ustanın ilk kitabı “SEMAVER” içinde yer alan öyküleri için neler kaleme almış. Okuyunca hoşuma gitti. Sizinle paylaşmak istedim. Bu kaleme alınanların ışığında bugünkü Pazar yazımızın konusu kendiliğinden şekillendi bile. “…Öykü kitabı roman gibi soluk soluğa okunmaz, durakları, esleri olmalı öykünün. Tadını iyi bir duyumsamalı ki okur bir sonrakinin farkına varmalı. Sait Faik’in öyküleri yaşamın, insanın içinden geçer, düşünmediğiniz detayın onun kalemiyle nasıl yüceleştiğini görür, yazmak bu işte dersiniz. Bir kıyının dört hikâyesiyle devam ediyor kitap. Soğan Kayığı’nda gürbüz bir köylü çocuğunu, Kediler’de adanın kedilerini, Çocuklar’da yeni dostlarını Ve Ölü’de ölümün doğallığını anlatıyor kısaca. Babamın İkinci Evi size ikinciliğin burukluğunu fısıldıyor. İpekli Mendil’de genç bir aşığın sevgilisine fedakârlığı, avucundaki ipeğin yumuşaklığı gibi sarıyor sizi sözcüklerle, su gibi yaşam diyor kayıp gidiveriyor avuçlarımızdan.  Kıskançlık’ta genç karısının aslında genç çobana yakıştığını itiraf ediyor muallim efendi. Bohça adı gibi düğüm düğüm sözcükler, sahneler iç içe okuyorsunuz sonra duruyor iç çekiyor, hatta isterseniz çok dolduysa yüreğiniz, mendile uzanıveriyor eliniz.  Orman ve Ev adlı öyküde önce ormanı anlatıyor, Haleplizadelerin ormanını, Dokurcun suyunun bereketi ile büyüyen ağaçların denize benzediğini söylüyor. Ev’de ev bir sofa, beş oda, bir mutfak, bir hamam, bir de arkada iki dönümlük yemiş bahçesinin gölgeliğine asılmış nişastalar, pestiller ve tarhanalar kuruyan bir balkon. Düğün gecesi adlı öyküde, eşinden genç bir güveyin, ilk gecesini anlatıyor sözcükleriyle sırtını yumruklayarak.  Şehri Unutan Adam’da neden unuttuğunu gösteren tipler çıkıyor ortaya. Sait Faik’in öykülerindeki tipler günlük yaşamda karşılaştığımız, ruhumuza sıkıntı, rahatsızlık veren tiplerdir kimi zaman. Yazarın bunları yazarak ruhunu hafiflettiğini de keşfettim zamanla. Üçüncü Mevki adlı öyküyle trende buluveriyorsunuz kendinizi. Vagonun içindekilerin gözlerinde Sapanca gölünü izliyor, Kasımpaşalıyla Kayseri’ye yol alıyorsunuz. Karşınızdaki köylünün uzattığı domatesi paylaşıp, küçük çocuğun saçlarından aldığı masumiyetle uykuya dalıyorsunuz. Garson niçin garson olduğunu fısıldıyor, araya sıkıştırdığı Fransızca sözcüklerle, bir sonraki öyküde.  Bir Takım İnsanları anlatmış, bu öykü ”Hakiki Hayat Sahneleri” adı ile 1940’ta yayınlanmış Yeni Adam isimli dergide. İstanbul’un kışının bazen ne kadar uzun ne kadar bitmez tükenmez bir afet olduğunu söylüyor. Benimle Beraber Seyahatten Dönenler adı altında yayınlanan öyküler, yazarın yurt dışı seyahatlerinde hayat bulan öykülerdir. Sevmek Korkusu, hangi meçhul kadındı Sait Faik’i dağ şehrinden arkasına dönüp bakmadan ayıran diye düşündürüyor. Louvre’dan Çaldığım Heykel adlı öyküde Louvre’u Galatasaray resim sergisini gezer gibi gezdim diyor. Heykeli çalışını öyle güzel betimlemiş ki müzelerden, sergilerden çaldıklarımı hatırlatıyor bana. Robenson’la anlattıkları dünyadaki yerimizi sorgulattırıyor, insanoğlunu, denizi, limanları, benzerliklerini. Kitaptaki en uzun öykü İhtiyar Talebe, Sırp bir gencin savaşta yara alan ruhunu anlatıyor. Bir Vapur son hikâyesi kitabın, Fransa’ya tahsile giden gençleri, gemideki yolcuları, Tadla’nın güvertesinde yıldızların altında, Allah’a güvenerek müsterih bir çocuk uykusuna dalışını. Kitapta bulunan İpekli Mendil yazarın henüz lise yıllarında yazdığı bir öyküdür. Öyküler ilk olarak Varlık dergisinde (15 Nisan 1934) yayınlanmıştır.  Öykülerinde konu ve olaydan çok şiire ve etkiye en uygun zaman parçalarının üzerinde durmasını seven, bu dramatik anları incelemekte büyük başarı gösteren Sait Faik bir İstanbul hikâyecisi idi. Kaderlerine eğildiği, düşüren, düşürülmüş insanlarda çok kere kendi sıkıntı ve avareliklerinin dramını yaşadı. Çalışkan, işinde gücünde insanlar gördükçe, şehirden, kalabalıklardan sevinç duydu; kötülüklerle karşılaştıkça kırlara, kıyılara, sakin tenha adalara (Burgaz, Hayırsız Adalar); balıkçılara sığındı. Ada ve deniz öykülerinde kahraman sayısı az ve belli, şehir öykülerinde ise dikkati dağıtacak kadar bol ve çeşitlidir. Sait Faik yığınlar içinde gizli dramları bulup çıkardığı gibi tabiat senfonisini de derinlere işleyen bir ustalıkla yaşatmasını bildi. Kalemini güzelliklerin hakkını aramak, vermek, göstermek uğrunda kullandı” nasıl güzel anlatmış değil mi; Ustanın öykülerini. Şimdi gelelim bugünkü yazımızın konusuna.

Rusya Tarım Bakanı, Türkiye'den Sebze Meyve İthaline İlişkin Konuştu | by  140journos | 140journos

Hikâye Peşinde” isimli öyküsünde“…gözümün önüne Çark Suyu, Erenler Tepesi, Beşköprü’deki Hacıbey Köşkü, Amcamın balkonundaki çingene bacak elmaları kabaran ev geldi” diye yazar. Sait Faik. Çocukluğunun geçtiği mekânlar, orada yiyip tadını unutamadığı meyvelerle hafızasına yerleşmiştir. Amcasının oğlu Raşit Abasıyanık bir röportajında “Sait; eğer Adapazarı’na gelecekse eğer mevsimi ise evde mutlaka çingene bacak elmasından olmasını isterdi” ifadesini kullanır. Aynı hikâyesinde tren Adapazarı’na doğru giderken camdan etrafı seyrederken manzaranın akıp gittiğini, bu akıp-giden manzaranın arasında “yemiş sepetleri, kış günü kiraz sepetleri”nin gözüne çarptığını yazar. Bir başkasında “Kestane sat bir çıkmaz sokağın başında. Çürüklerini ayır-ayır, sokağa at yine üç yüzden okut. Korkma ziyan etmezsin… Bunu yapacaksın. Yapmazsan hayatından, kestanecilikten hiçbir şey anlamayacaksın. Manava çırağını, bakkala oğlunu, tüccar kâtibini, gazeteci muharririni böyle yetiştiriyor” diye yazmakta “Kestaneci Dostum” isimli öyküsünde. “Bohça”da “Dut ağacının dibinde elele idik” yazarken “Yalnızlığın Yarattığı İnsan” isimli öyküsünde de acısını “Kavun acısı” şeklinde tanımlar. “Davut’un Anası”nda da “… Zaman kızılcık meyvesinin kıpkırmızı olduğu günden başlar” O’nun için. 

Kavun ve Karpuz Sergisi / Sébah ve Joaillier Fotoğrafı | Eski İstanbul  Fotoğrafları Arşivi | Fotoğraf, Istanbul, Resimler

Bir Karpuz Sergisi” isimli hikâyesinde de bir karpuz sergisi açmak isteyen bir adamın hayalleri anlatılır “Tekirdağ karpuzlarını en arkaya dizeceğiz. …Vodina kavunları en iyi cinstir. Kokuları dışında değil, içindedir. Bir karpuzun üzerine mumu yakardık. Mum kara ve kocaman karpuzun üstünde ağustos gecelerini sallar dururdu”. “Orman ve Ev”de “iki dönümlük yemiş bahçesi”nden; “Düğün Gecesi”nde de “… Hevenk-hevenk üzümler, elmalar, armutlar, ayvalar sarkıyordu” ifadesini kullanır. “İpekli Mendil” hikâyesinin kahramanı 15 yaşlarında hırsızlık yaparken yakalan bir genci portrelemeye çalışması farklıdır. Cevizden, şeftaliden, erikten ve fındıktan mecazlarla anlatmaya, göz önüne getirmeye çalışır. Der ki; “Baktım; yeşil üst kabuğu düşmüş bir ceviz esmerliği ile esmerdi. Yine bir taze ceviz beyazlığıyla beyaz ve gevrek dişleri vardı. Ben bilirim, yazın başlangıcından ta ceviz mevsimine kadar Bursa çocuklarının yalnız elleri erik ve şeftali, yalnız çizgili mintanlarının kopmuş düğmelerinden gözüken göğüsleri fındık yaprağı kokar”.  “Davut’un Anası”nda da “… Zaman kızılcık meyvesinin kıpkırmızı olduğu günden başlar” O’nun için; diye yazmıştık yukarıda. Devamında “…Bu narçiçeği döner, biraz daha koyulaşır, sonra birdenbire solgun bir dudak rengi ile kızılcıklar yere düşer, güneşte pelteleşir… Son kızılcık yemişini ağza atığı dakikadan itibaren yağmurlar yağar. Kasaba baştanbaşa bir çamur deryası halini alır. Sonra kar yağar. İlk karı, sac sobanın yarı ısıttığı bir pencere kenarından küçük kızılcık ağacının dallarına konar görmek… İlk mandalinayı sokakta karın altında karı üstüne şeker gibi dökerek yemek…” Burada da nardan, narçiçeğinden, kızılcıktan ve mandalinadan bahseder.

Türkiye Gazetesi Foto Galeri - Zayıflatan kiraz sapı çayı nasıl hazırlanır?  - 4

Siz okurken fark ettiniz mi?

Hikâyelerinde kızılcık, çingene bacak elmaları, armutlar, ceviz ve erik ağaçları, mandalina, kiraz, kavun ve karpuzdan bahseder. Öykülerinin hemen hepsinde meyveler vardır. Üzümler, kızılcıklar, şeftaliler, erikler, armutlar, cevizler, fındıklar, elmalar, karpuzlar ve kavunlardan illa ki; biri, ikisi, üçü-beşi vardır. Mecazlarını, portrelerini, tasvirlerini ve acılarını meyveleri kullanarak anlatmaya çalışır; Büyük Usta.